Hayallerim ve ben

13/5/2008

Dediğin

 

 

Karşımda, olanca güzelliğin

 

Kalbimde sancısı, çaresizliğin

 

Nereye kadar idare eder;

 

Sabır dediğin.

 

 

 

Zihnimde, sorusu bilinmezliğin

 

İçimde korkusu, kimsesizliğin

 

Ne güne dek gönülde kalır;

 

Kahır dediğin.

 

 

 

Eremedim, azadına hasretliğinin

 

Bulamadım sılasını, gurbetliğimin

 

Daha nice bir gönül oyalar;

 

Umut dediğin.

 

 

Hasan Parlak

6/5/2008

Densizlikler Komedyası

 

Üniversiteli Kadınlar Derneği ilgilisi yaşı geçkin bir kadın, elinde mikrofonuyla konuşuyor. Arka plandaki geniş kürsüde, kendi akranı başka bayanlar oturmuşlar. Ciddiyetin gergin hatları yüz ifadelerine sinmiş olarak, yapılmakta olan konuşmayı dinliyorlar. Kamera kayıtlarından görüldüğü kadarıyla bu önemli toplantılarına yoğun bir katılım olmasa da, azimlerinden hiçbir şey kaybetmedikleri gözleniyor. Herhalde, “madem tehlike büyük, görevden kaçmayalım” idealine sahip çıkan mücadele kadrosundan, kendileri…

 

Ait oldukları derneğin adına bakıp da bu zevat; eğitime dair bir istişare toplantısı, ya da fikir alışverişi yapıyor sananlar için, hemen söyleyelim. Durum, hiç de bahsi edilen tahmin ve düşüncelerle örtüşmemektedir. Tümüyle siyasi ve ideolojik bir zemine oturtulan bu hayati toplantı, sadece kendi dünyalarındaki suni korku ve doğal nefret duygularıyla dikkatleri çekmektedir. Onların halktan kopuk ve üstten bakan tavırlarının “zirve belgeselini” kazandırmaktadır medya alemi, Türk Eğitim Tarihimize.

 

Toplantının kolay unutulmayacak sahneleri bir daha hatırlandığında, konunun din ve inanç özgürlüklerine karşı tahammülsüzlük üzerine kurulduğu görülecektir. Başörtüsü, T.C. yasalarına göre yasal ve meşru olan İmam Hatip Liseleri, Ezan’dan, Kur’an okunmasından duyulan rahatsızlık ve bazı sosyolojik yaklaşımların ibretlik kanıtları vardır bu video kaydında. (1)

 

Benim, şu toplantıda en çok hassasiyetimi uyandıran husus; hazımsız olduklarını bizzat kendileri itiraf eden  kişilerin, bu özellikleri hakkında değildir. Asıl çarpıcı ve o derece de eğlendirici olan; gaflete düştüklerinin farkında bile olamayacak kadar safdillikleridir. Bu söylediğimizin örneğini ise, ilgili videoyu izleyenler kolayca hatırlayacaklardır. Olayın kahramanlarından stratejist olan birisi; yaklaşan seçimleri hatırlatarak, muhtarları ve mahalleleri elde etmek planından söz açıyor. Kendi kapasitesi ve üslubunca bu minvalde tavsiyelerini sıralıyor. Sonuçta da sözlerini şöyle bağlıyor;

-Ama bunu medyaya yaymadan, kendi aramızda ve bütün bulunduğumuz alanlarda, her yerde bizim kafamızdaki muhtarlar, çoğu kadın olmalı…

diye devam ediyor etmesine de, bu söz ve görüntüleri kayda alan koskocaman kamerayı da mikrofonu da /yani ürktüğü medyayı/ hesaba katamadığının farkına bile varamıyor.

 

Sonra, kızıl saçlı bir başka bayan, yanında çalıştırdığı temizlikçi kadının affedilemez cehaletinden söz açıyor yana yakıla. Bu kadıncağız nasıl olmuşsa, temizliğini yaptığı bu bilge bayana, AKP’ye oy verdiğini söyleme gafletinde bulunmuştur. Sorgusu esnasında da, savunma dayanaklarından biri olarak istikrar kavramını dile getirmiştir. İşte o tedbirsizliğinin karşılığını da,

 

- İstikrar senin neyine Vesayet!.. İstikrar senin neyine!..  azarlamasına muhatap kalarak alıvermiştir.

 

Evet, önemli bir nimet olan istikrar, onlar için bir anlam ifade etmeyebilir ama, diğer bir bakış açısıyla aynı konuda, Vesayet’i ilgilendirmeyenler de vardır tabii ki. Peki, nedir bunların bazıları? Video kaydında yer alan bu dernek mensuplarının verdiği izlenimden hareketle diyebiliriz ki;

 

Farklı düşünce ve görüşleri hazmedemeyişlerde, istikrarlıdırlar!

Başı dik insan görmeye tahammül edemeyişlerde, istikrarlıdırlar!

Vehmettikleri sanal üstünlüklerin diktatörlüğünde ısrar etmede, istikrarlıdırlar!

Cumhuriyeti her zaman, demokrasinin freni ve terbiye edicisi olarak kabul etmek ve kullanmakta, istikrarlıdırlar!

Milletimizin hiçbir şart altında ihtiyaç duymayacağı görüş ve teorileri empoze etmede, istikrarlıdırlar!

Büyük bir vefa ve sadakat ile bağlandıkları bu kabil bir istikrarlar zincirinin, Vesayet’e ve ulusumuza ne gibi bir olumlu katkı sağlayacağı saçmalığını anlayamamakta, istikrarlıdırlar.

 

Sonuçta, bütün telaş ve huzursuzluklarına rağmen yüzleşmeleri gereken gerçek şudur. Kör bir inadın etkisiyle sahiplendikleri bu türden bir istikrar demeti; Vesayetin de,  milletimizin de ilgi alanı dışında kalacaktır. Bu haklı onaylamayış ise, hem gerekliliğini hem de sürekliliğini daima koruyacaktır.

 

 

(1) http://www.vidomodo.com/vidomodo/video.php?id=393

 

 

 

 

 

 

 

 

2/5/2008

Yazar Olmanın 7 Hali (Alıntı)

YAZAR OLMANIN 7 HALİ

Bir yazarın sahip olması gereken tüm becerilerin zeminini oluşturan bazı şeyler vardır. Bunlara ben “olma halleri” diyorum. Profesyonel yaşamam boyunca bu olma halleri üzerine çok düşündüm. Bir yazarın teknik becerilerini geliştirmeye başlamadan önce bile bu 7 şeyi “olması” gerektiğine inanıyorum. Bu 7 Olma Hali o kadar önemlidir ki, bence bunlara sahip değilseniz, ömür boyu bir amatör olarak kalır, asla profesyonel olarak yazarlığa atılamazsınız.

Sizi yazarlık kariyerinizde destekleyecek bu 7 Olma Halini bugün sizinle paylaşmak istiyorum:

1. Emin olun. Bedel ödemeye gerçekten hazır mısınız? Bu beden küçük değildir. Kendiniz her gün yalnız bir köşeye çekmeye, her gün, her ay, her yıl yazarlığı yazarak öğrenmeye tek başınıza kalmaya hazır mısınız?

Bence vaktinizi daha rahat, daha hoş şeyler yaparak geçirmek mümkün ama hiçbiri bir insanı hem ruhsal hem de zihinsel olarak bu kadar doyurmuyor. Ama dürüst olmanın bir mahsuru yok. Hiçbir başarı garantisi olmadan, yalnız başına olup yazmaktan sa bahçede oyalanmayı, balık tutmayı, arkadaşlarınızla gezmeyi tercih ettiğinizi kendinize itiraf etmenin hiçbir mahsuru yok. Bir yazarın yapması gerekenleri yapmaya, ondan beklenilenleri yerine getirmeye hazır değilseniz bence yol yakınken dönün.

2. Kararlı olun. Yazma sürecinin tümü diyemem ama büyük bir kısmı golf gibi öğrenilebilir. Kararlı olursanız, pratik yaparsanız en azından yarı zamanlı bir profesyonel yazar olursunuz. Bunu yapmak için ama yazmanız, yazmanız ve daha çok yazmanız ve her seferinde yazdığınızı geliştirmeniz gerekir.

3. Sabırlı olun. Allahtan yazarlık, müzik endüstrisine benzemez. 3 dakikalık bir şarkıyla idoller yaratılmaz. Daha sağlam bir esere ihtiyacınız vardır yazarlıkta. Ayrıca 18 yaşında başarıya ulaşan çok nadir yazar vardır. Genelde yazarlık daha ileri yaşlarda bize gelen bir kariyerdir.

Ayrıca unutmayın ki yayıncılıkta kısmen endüstriyel bir sanat sektörüdür ve sürekli değişime uğrar. Bir yayınevi sizi geri çevirebilir ama bir sene sonra yeni bir editör gelmişse aynı yayınevi sizi kabul edebilir. Bunu algılamamak sizi sabırsız yapabilir ve sizi “ne anlamı var ki?” düşüncesine sürükleyebilir.

Maalesef anlık tatminlerin yaşandığı bir devirdeyiz. Yazarlıkta bu ne yazık ki geçerli değildir…anlık tatminler yazmanın kendisinden başka bir yerden gelmez.

4. Açık olun. Burada kasdettiğim yazınızı başkalarına açmaya ve aldığınız yorumlarla o yazıyı düzeltmeye açık olun. Sizin yazınızı beğenen ama gerektiğinde zayıf noktalarını size göstermekten çekinmeyen iyi bir editör bulun.

Her şeyi editöre bırakmayın. Yazınızın zayıf noktalarını editöre vermeden önce kendiniz yakalamaya çalışmalısınız. Yazarak para kazananlar ile öylesine yazanlar arasında çok keskin bir tavır farkı vardır. Koşucular acı duymazsan kendini aşamazsın derler…aynısı yazı için de geçerlidir. Tenkit edilmeye, eleştirilmeye ve bu konuda kendini ve yazını geliştirmeye daha iyiye götürmeye açık değilsen hiçbir zaman tam istediğin yazarlık düzeyine ulaşamazsın.

5. Meraklı olun. Elinize geçen her şey okuyun. Her konuda bilgi edinin sadece yazmayı düşündüğünüz konulara el atmayın. ağzınız kapalı ve gözleriniz ve kulaklarınız açık ne kadar çok zaman geçirebilirseniz o kadar iyidir. İnsanları gözlemleyin. Gökyüzünü gözlemleyin. Bir bebeğin sürekli değişen yüz ifadelerini inceleyin. Buruşmuş bir kumaşa vuran güneşin yarattığı gölgeleri inceleyin. Hiç bir şey sizin dikkatinizden kaçmamalı.  Gördüğünüz, yaşadığınız her şey eninde sonunda yazılarınıza girer ve çoğu zaman ne şekilde girdiğini kimse fark edemez.

6. Ciddi olun. Yazarken kendinizi işinize %110 verin.  Eğer enerjinizi kısıtlarsanız, kendinizi tümden buna vermezseniz, yüreğinizi bu işe koymazsanız yarattığınız üründe bu kendini gösterecektir. Yazınıza kendinizi tamamen kaptırın. Berrak bir zihin, dinlenmiş bir bedenle gelin yazıya.

Öte yandan işi ciddiye alırken kendinizi bir o kadar da ciddiye almayın. Yazarların çoğu kendi itibarlarıyla gereğinden fazla meşgul olurlar. 100 yıl sonra nasıl hatırlanmak istediklerine odaklanırlar. Tanımadıkları insanlardan gelen birkaç kelime onları mutlu veya mutsuz edebilir ve sonunda zarar gören yaratıcılıkları ve yazıları olur.

7. Kendiniz gibi olun. Yazdığınız her satırda kim olduğunuz, ne olduğunuz, neye inandığınız yansısın. İnsanlara öğüt vermenizi söylemiyorum. Doğal olmanızı söylüyorum. Tolstoy’un gücü Savaş ve Barış gibi çok uzun bir yapıtı yazan ilk kişi olmasından kaynaklanmıyordu. O muhteşem kitap onun kendi ülkesi ve insanları hakkında söylemek istediklerinden ortaya çıktı. Benim yıllardır tekrarladığım, çok sevdiğim bir söz vardır. Bunun kaynağını hiç bilemiyorum artık… “Ayrıcalıklı olmak daha önce söylenmemiş bir şeyi söylemek değil sizin söylemeniz gerekeni söylemenizdir”

Evet işte yazmak için gereken 7 Olma hali bunlar.  Bunlar çok zor geliyorsa vazgeçmek isterseniz kimse sizi suçlayamaz. Ama yazmak istiyorum tüm bunlara rağmen diyorsanız o zaman başarılı olacağınızı tahmin ediyorum.

Çok zengin olmayabilirsiniz, her yıl bir kitap çıkarmayabilirsiniz, ama yazar olmanın tatminini yaşayacağınızdan eminim. Bu gurur duyulacak eski bir sanattır… Dünyayı eğlendiren bu meslekte birkaç kişiye kelimelerinizle ulaşabilmenin ufak bir başarı duygusu bile birçok şeye değer.

John Jakes

2/5/2008

Yazar Olacaklara Tavsiyeler (Alıntı)

(Alıntıdır:)

Yazar olacaklara tavsiyeler

73 yıllık ömrüne 40’ın üstünde kitap, 55 yıllık gazete yazarlığı, oyun yazarlığı ve henüz kitap olmamış 75 bin makale sığdıran, yazı yaşam arası ipincecik yolda yıllardır, bir cirit oyuncusu ustalığı ve zerafetinde at koşturan Çetin Altan’ın, bu işe gönül verenlere iki çift sözü var.

» İnsan yazar olmak istemez, kendiliğinden yazar olur. O beş yaşınızda içinizdedir. Mozart sonradan mı öğrendi?

» Osmanlı’da roman geleneği yoktu. 1928’e kadar kendi alfabesi yoktu bu ulusun. Tam 300 yıl matbaayı reddetmiştir Osmanlı. Şimdi Türkiye’de 7250 kişiye bir kitap düşüyor, 45 milyon elini gazeteye bile sürmüyor. Bu çerçeveyi gördükten sonra yazar olmak isteyen kime hitap etmek istiyor?

» Bilim ve estetiğin kanatlarını çıkararak yazar olunur. Bilimi öğrenme merakı yoksa, hiçbir şeyi merak etmezse yazar olamaz insan. Türkiye’nin sorunu üretim biçimiyle ilgili. Yazılı olmayan konuşma dolandırmaya açıktır, belgesiz dolandırma. Çocuklara sor, yazar değil polis olmak ister. Niye? Emir vererek yaşamaya alışmış çünkü. Bu emir yapısını kıramamış, Ortaçağ’ı aşamamış, tarım ekonomisinden endüstri ve bilgi toplumuna geçememiştir Türkiye.

» Yazı amaç mı araç mı? Türkler iyi para kazanmak ve ün istiyor. Ben de varım diyecek. Halbuki orkestra şefinin o işi yaparkenki doyumu her şeyin üstündedir. Kağıttan kayık yüzdürüp ben amiralim diye bağırmaya benziyor bu. Yazıyı amaç da araç da yapan insandır. Yazı daha iyi yaşamanın aracı olamaz, olursa o kötü yazı olur. Ankara’yı methedersin beş on kuruş verirler. Zamana ve mesafeye dayanmaz.

» Zamana dayanan bir kriterden geçer yazı. Zamana, mekâna ve mesafeye dayanmalıdır.

» Hayatın ve yazının bir bedeli vardır. Bir koşucu o yarışı herkesten beş saniye önce koşmak için yıllarca çalışır. Biz bedel ödemek istemeyiz ama ödenmesi gerekir, kestirmeden olmaz. Bazen sonuca da varılmaz. O bedel anlatılmaz, yazıya layık olmaya çalışırken kendini yavaş yavaş ödetir.

» Edebiyat bir anlatım sanatıdır. Gözlemlerle övgülenir. Harfler aracıdır. Bu sanatı yaparken ona bir artı getirmek zorundasın. İyi yazar şiir bilip şiir sevendir.

» İnsanın içi kozmozdur. Ressam ya da müzisyen senin sezip de anlatamadığın şeyleri anlattığı için o eseri seversin. O yüzden okuyucu da yazının bir parçasıdır.

» Çocukluğunda beğenilmemiş kişiler çoğunlukla sanatçı olur. Amaç ilgidir. Mutlu ve başarılı olmak aynı yoldan geçmez. Ya mutlu ya da başarılı olursun. Mutlu adam neden kendini beğendirmeye çalışsın?

» Klasikleri bileceksin. 17. yy Fransız klasikleri, Yunan klasikleri insanlığın ortak lezzetini yakalamışlardır. Bunu ıskalıyorsan neyi kaybettiğinin farkında değilsin.

» Burada doğdun ama dünyada yaşıyorsun. Onun parçası haline gelmen lazım. Dünya edebiyatıyla haşır neşir olmak lazım.

» Victor Hugo 20 bin kelime, Shakespeare 40 bin kelimeyle yazar. Parlamento da halk da 400 kelimeyle konuşur burada. Gazeteler 800 kelimeyle çıkar. Sen 7 bin kelimeyle yazdın mı anlaşılmaz hale gelirsin. Ama Türkçe’de 45 bin kelime var. İngilizce’de 120 bin kelime. Türkçe bu gidişle 100 yıl içinde silinmeye mahkûm bir dil. Bunları bilmezsen, avutursun kendini yazarken.

» Bunların hiçbiri yazar olmaya yetmez. Yaşar Kemal bunları bilmez belki ama folkloru en iyi yazan adamdır. Çiçek de botanik bilmez ama ne güzel açar, değil mi? Yazar edebiyat hocası değildir, yaratıcılık başka bir güç.

» Yalnız yazıdan para kazanan kaç adam var Türkiye’de? İşin içine girince görürsün neyin ne olduğunu. Sonra bekle teyzenin mirasını.

» Sanat, düşünce ve bilimle gelişir insan. Laboratuvardan geçiremediği bir konuyu, zihin ve estetikten geçirmeli sanatçı. İnsanlığın merakı sanat, düşünce ve bilimdir. Bunlara meraklı değilsen, hazineden geçiniyorsun, mesleğinin evrensel boyutu yoksa, olmaz.

» Başka yazarların hayatını incelemiş adamdan çıkar yazar. Sen kimseyi merak etmezsen kimse de seni merak etmez. Ama kendinin merak edilmesini istersen, böyle de denklem olmaz. Senle ilgilenilmeli, ilgilenilmezse yazar olmazsın.

» Bir yazar gelmek istediği yere geldiği zaman artık gitme zamanıdır

15/4/2008

İnanılmaz Şeyler

 

Güzel, sakin, bahar duruşlu bir Pazar günü olmasına rağmen, bir keyifsizliği vardı Ergün beyin. Durgun, isteksiz, umursamaz bir tavır içindeydi. Öyle, çok karamsar bir ruh hali içersinde olduğu söylenemezdi gerçi. Ama bu isteksizlik hali, böylesi bir güne yakışacak gibi de değildi… Gene de dikkatini toplayıp, önündeki zaman süresince yapması gereken işleri düşündü. Fazlaca yoğun bir gündemi yoktu bu tatil gününde. Sadece, veli toplantısına katılmak için, oğlunun okuluna gitmesi gerekiyordu.

Ne kadar aklına getirmemeye çalışsa da, unutmaya çalıştığı o sevimsiz mesele, gelip, düşüncesine yerleşmişti bir kez daha. Kararını verdi. Şu istenmeyen sonuçla yüzleşmek gerekiyordu artık. Olayı yeni baştan aldı, aklında ölçüp biçti… Bir değerli yazara gönderdiği öykü çalışması hakkındaydı bu can sıkıntısının nedeni. Verdiği emeklerin, nasıl bir yorumlanışla kendisine geri döneceğini nasıl da merakla beklemişti. Sabırsızlıkla geçen bir haftalık sürenin sonunda, kendisine ulaşan o önemli iletiyi okumuş ama sevinememişti. Çünkü, arzu ettiğinin tam tersi bir değerlendirmeyle yazılmıştı bu cevap. Hayal kırıklığını da unutturan, şaşırtıcı bir iddia vardı yazarın değerlendirmelerinde. Söz konusu bu öyküyü okuduğunu, ama hiç de inandırıcı bulmadığını bildiriyordu Ergün beye. Öykünün kahramanlarından olan bilge ihtiyar ile saygılı öğrenciyi ütopik bulan bir yaklaşım ileri sürülüyordu. Öykü yazarının, mesaj verme kaygıları, ya da kendinden bir şeyler katabilme inisiyatifi yok sayılıyordu. Öyküdeki diyalogların düzgünlüğü bile, bu yönüyle eleştiriliyordu. Özgünlük adına ortaya koyduğu titiz paragraflar hiç dikkate alınmamıştı. Kısacası, Edebiyat çalışmalarındaki o kritik dönemeçte, toparlanamayacağı bir savruluşa maruz kalmıştı. Yazmak adına ortaya koyacağı azim ve inancı bir daha bulamayacağını düşünüyordu artık.

Vakit gittikçe yaklaşmakta, toplantıya ulaşabilmenin telaşı da kendini hissettirmeye başlamıştı. Ergün bey okula gitmek üzere, biraz da aceleyle evden çıktı. Sokaklardaki hareketlilik, geç kalma kaygısının verdiği huzursuzluk ve aile babası olmanın sorumlulukları, onu, son düşüncesinden uzaklaştırmıştı. Gözü saatte, aklı toplantıda ve sabırsız bir tutum içinde yolculuğunu tamamladı. Biraz gecikerek de olsa toplantının yapıldığı sınıfa girdi.

Dört saat kadar süren toplantı sona erdiğinde, artık ceket giymeye gerek duyurmayacak derecede bir sıcaklık vardı havada. Okul ile otobüs durağı arasındaki uzunca mesafeyi, yavaş adımlarla yürüdü. Üstgeçidi kullanarak karşıya geçti. Merdivenlerin az ilerisindeki durağa varıp beklemeye koyuldu… Hiçbir işle meşgul olmadan beklemeyi oldum olası hep sıkıcı bulurdu. Arabaların geliş geçişlerini izlediği anayolda, bir ara, değişik bir olay oldu. Motosikletli bir trafik polisinin, yine motosiklet sürücüsü iki kişiyi, yolun kenarına yanaştırdığını, peşinden de ceza kesişini uzaktan, bir süre izledi. Şu anda en çok arzu ettiği şey, beklediği otobüsün fazlaca gecikmeden gelmesiydi.

Bu bekleyiş esnasında, bir ara, birkaç adım ötesindeki küçük bir kız çocuğunu fark etti. Çocuk, az önce yanlarında durduğu, iki kadından biraz uzaktaydı şimdi. Tombulca bedeni ve başındaki, renkli kartondan yapılma kraliçe tacı ile çok sevimli bir hali vardı. Minicik turlarla dolaşıp duruyordu. Ergün bey bazen yola, ama çoğunlukla da çocuğa yöneltiyordu bakışlarını. Nasıl olur bilinmez ama bazen, güzel olayların gerçekleşeceğini önceden hisseder insan. Ne mutlu ki; burada da çocuğun öykümüze girdiğinden yaklaşık beş dakika sonrası, güzel ve ilgi çekici bir olaylar dizisi yaşanmaya başladı. Prensesimiz; kırmızı montu, jöleli saçları ve geniş çerçeveli güneş gözlükleriyle dikkat çeken ve orada yalnız başına beklemekte olan delikanlıya yaklaştı. Ona, elindeki küçücük kır çiçeklerinden birini, çekingen fakat kibar bir edayla uzatıverdi. Beklenmeyen, şaşırtıcı ama o ölçüde de güzel davranış karşısında delikanlı gülümsedi. Bu nazik armağanı alırken, büyük ihtimalle gurur da duydu. Ergün bey bu duygulu küçük hanımın bütün hareketlerini artık daha yakın bir ilgi ve sempatiyle takip ediyordu. Birkaç dakika sonra, bu dostluk esintisi, oradaki birkaç kişiye ve sonunda Ergün beye de ulaşmıştı. Küçük prensesin verdiği, kendisi gibi minik, fakat canlılığını yarı yarıya kaybetmiş, cılız sapı yumuşamış olan sarı çiçeği bir minnet duygusuyla aldı. İçten teşekkürlerini sundu…

Dünya tatlısı sevimli prensesimizin bu masum ve soylu sunuşunu kabul edenlerin yanısıra, geri çevirenler de çıktı ne yazık ki. Sevimli küçük kız, elindeki kır çiçekleri ve içindeki büyük insan sevgisiyle, hep hatırlanacak bir iş başardı.

Ergün bey ise, bu özel hatırasını her anışında, bütün şu yazılanları gerçekdışı olarak niteleyecek kimselerin varlığını da hesaba katmak gerektiğini düşündü.

« Önceki — Sonraki »