<?xml version="1.0" encoding="utf-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <channel>
        <title>Hayallerim ve ben</title>
        <description>1952 yılı Şanlıurfa doğumluyum.Edebiyat ve Türk Sanat Müziği -yapabildiğimce- uğraştığım sanat dallarıdır. Hayallerimin iç dünyama yansımalarını elden geldiğince ve olanca renkliliğiyle siz ziyaretçi dostlarıma aktarmak dileğiyle bu sayfada olacağım sağlığım elverdiği müddetçe inşallah. </description>
        <link>http://haspar.blogcu.com</link>
        <lastBuildDate>Sun, 08 Nov 2009 12:43:13 +0200</lastBuildDate>
     
        <item>
            <title>TOPRAK'TAN HAYATA</title>
            <link>http://haspar.blogcu.com/toprak-tan-hayata_53227091.html</link>
            <guid>http://haspar.blogcu.com/toprak-tan-hayata_53227091.html</guid> 
            <description>
&amp;amp;amp;amp;amp;amp;amp;amp;lt;!--
 /* Font Definitions */
 @font-face
	{font-family:Verdana;
	panose-1:2 11 6 4 3 5 4 4 2 4;
	mso-font-charset:162;
	mso-generic-font-family:swiss;
	mso-font-pitch:variable;
	mso-font-signature:536871559 0 0 0 415 0;}
 /* Style Definitions */
 p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal
	{mso-style-parent:&quot;&quot;;
	margin:0cm;
	margin-bottom:.0001pt;
	mso-pagination:widow-orphan;
	font-size:12.0pt;
	font-family:&quot;Times New Roman&quot;;
	mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;}
@page Section1
	{size:612.0pt 792.0pt;
	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;
	mso-header-margin:35.4pt;
	mso-footer-margin:35.4pt;
	mso-paper-source:0;}
div.Section1
	{page:Section1;}
--&amp;amp;amp;amp;amp;amp;amp;amp;gt;
...</description>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2009 22:20:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>SERSEM</title>
            <link>http://haspar.blogcu.com/sersem_53077711.html</link>
            <guid>http://haspar.blogcu.com/sersem_53077711.html</guid> 
            <description>&amp;Ccedil;evresine ilgisiz, dalgın ve iyicene huzursuz bir havadaydı.Farkında olmadan başını iki yana sallayıp hayıflanışını a&amp;ccedil;ığa veriyor, arada, elini &amp;ccedil;enesine g&amp;ouml;t&amp;uuml;r&amp;uuml;p g&amp;ouml;t&amp;uuml;r&amp;uuml;p d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yordu. Dayandığı ağaca biraz daha ağırlığını vermiş, bakışları bir noktaya toplanmıştı. Ancak,&quot;Aklım almıyor b&amp;ouml;yle bir şeyi&quot; dediğinde dudakları kıpırdadı. G&amp;ouml;zleri saplandığı yerden kurtuldu. V&amp;uuml;cudu, ağa&amp;ccedil;tan aldığı desteğe artık ihtiya&amp;ccedil; duymaz oldu. Ama bu kez de, kabaran bir &amp;ouml;fkenin etkisi, iyiden iyiye benliğini sarmıştı.&quot;Sersem, ha, sersem demek!&quot; dedi, acı bir g&amp;uuml;l&amp;uuml;msemeyle. &quot;Sen, &amp;ouml;nce dostunu d&amp;uuml;şmanını ayıracak kadar bir zek&amp;acirc; d&amp;uuml;zeyine y&amp;uuml;kselmiş misin, ona bak! &quot;Sersemin dik alası, sen, &amp;ouml;nce kendine bak!&quot;Bu, bir sesli d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nmeydi ve sonu&amp;ccedil;, yıldırım hızıyla geliverdi. Az &amp;ouml;tesinde dikilen iri bir adam, gazetesinden başını kaldırıp, garipseyen bakışlarını ona dikti. Delikanlı, bu beklenmeyen ger&amp;ccedil;eğin etkisiyle birden kendine gelmişti ama zaman, artık oyalanacak zaman değildi. Davrandı.Beraberinde kızgın d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nceleri, apar topar uzaklaştı. Olan olmuş, &amp;ouml;fkenin verdiği sıkıntının yanına bir de mahcubiyet cefası eklenmişti....</description>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2009 11:38:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>TEMRİN DERGİSİ AĞUSTOS 2009 SAYISI</title>
            <link>http://haspar.blogcu.com/temrin-dergisi-agustos-2009-sayisi_48607491.html</link>
            <guid>http://haspar.blogcu.com/temrin-dergisi-agustos-2009-sayisi_48607491.html</guid> 
            <description> 01 AĞUSTOS 2009 CMT Tarık Buğra&amp;rsquo;nın notları Temrin&amp;rsquo;de  Aylık d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nce ve edebiyat dergisi Temrin, Ağustos sayısında da yeni kalemleri ustalarla buluşturmaya devam ediyor. Haziran sayısından bu yana şiirin ağırlığının hissedildiği dergi, Ağustos sayısında da yeni şairlere yer veriyor. Nurettin Durman, Yusuf &amp;Ouml;zkan &amp;Ouml;zburun, Berat Demirci gibi tanıdık isimlerin yanı sıra dergide yer alan diğer şairler şunlar: Leyla N. Karaca, K&amp;acirc;mil &amp;Ccedil;ağlar Aksu, Mehmet Akdağ, Tevfik Hatipoğlu, Kambaraali Bobulov ve Kenan Mermer. Ebu Sakhr El- H&amp;uuml;zel&amp;icirc; isimli Arap şairinin bir tek mısraından oluşan şiiri de Celalettin Divlekci'nin titiz terc&amp;uuml;mesiyle&amp;nbsp; dergide yer alıyor. Prof. Dr. Alimcan İnayet'in, &amp;Ccedil;inlilerin zulm&amp;uuml;n&amp;uuml; konu alan draması, tarihe not d&amp;uuml;şme bakımından &amp;ouml;nemli. &amp;Ouml;mer İnce, İstiklal Marşı'nı tahlil etti. Tahsin Yıldırım, Ziya Osman Saba'da &amp;ouml;l&amp;uuml;m temasını inceliyor. Hasan Parlak, Tarık Buğra'nın &amp;ouml;nemli notlarını okurla paylaşıyor. Nevzat Canan ve M&amp;uuml;krime Dilek&amp;ccedil;i'nin &amp;ouml;yk&amp;uuml;lerine bu sayıda Adalı Ego, Erhan Kolak ve Arzu Sevin&amp;ccedil; eşlik ediyor. Bu sayının deneme yazıları tanıdık isimlere ait: Şeref Yılmaz, Nazan &amp;Ouml;zen, Hatice Eğilmez Kaya ve T&amp;uuml;lay Berberoğlu. Necdet Karasevda, İskender Pala'nın yeni romanı Katre-i Matem'i tahlil etmiş. Bu sayının r&amp;ouml;portajını Zekiye &amp;Ouml;z&amp;ccedil;elik, Hattat S&amp;uuml;leyman Berk ile ger&amp;ccedil;ekleştirmiş. Reyhane G&amp;uuml;m&amp;uuml;ş'e ait gezi yazısı, Caf Caf isimli derginin tanıtımı, edebiyat ve sanat haberleri ile dergi okurlarına ulaştı.http://www.milliga...</description>
            <pubDate>Sun, 02 Aug 2009 19:39:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>AĞAÇ</title>
            <link>http://haspar.blogcu.com/agac_47084981.html</link>
            <guid>http://haspar.blogcu.com/agac_47084981.html</guid> 
            <description>D&amp;ouml;şenişine usta emeği karışmış &amp;ouml;zel taşlar, ilk zamanki renk ve albenilerinden soyunmuş, mat bir sadeliğe b&amp;uuml;r&amp;uuml;nm&amp;uuml;şler. Toz zerrelerini bir allık gibi s&amp;uuml;r&amp;uuml;nm&amp;uuml;ş zeminde, nice yorgun adımların izleri saklı. Rengi atmış asfalt, kaldırımın kıyısında bir nehir yatağı gibi uzayıp gitmekte. Yol genişliğince durmaksızın akan arabaların alt perdeden biteviye homurdanan motorları. Egzoz oluklarından boşalan sinsi, kirli soluklar...&amp;nbsp; Durak kabininin koyu renkli şeffaf tavanı, altında bekleyen insanları bu yakıcı haziran g&amp;uuml;neşinden koruyamıyor. Hafif perdelenip biraz koyulaşsa da, hararetli ışınlar oturanları ve ayakta bekleyenleri bunaltacak derecede&amp;hellip; Oradakilerden bir delikanlı, duraktan ayrılıp daha ileriye, kaldırımın asfalta bitiştiği yere doğru ilerliyor. Sağ tarafında yol, sol tarafında ise yan yana uzayıp giden, ticari hayatın yoğun, karmaşık, bunaltıcı nabzını dışarıdan hissettirmeyen bir ketumlukla i&amp;ccedil;lerine kapanmış iş hanları, banka şubesi ve d&amp;uuml;kk&amp;acirc;nlar var. Yol kenarında belli aralıklarla dikilmiş ağa&amp;ccedil;lar sıralı. Hepsi aynı cinsten ince ve d&amp;uuml;zg&amp;uuml;n g&amp;ouml;vdeli, koyu ve sert yapraklılar. Dallarının gelişimi yanlara değil, yukarıya doğru dar bir kavisle a&amp;ccedil;ılmakta. Delikanlı, konumunu bu duruma ayarlayıp, dar bir alana serpilen g&amp;ouml;lgeye sığınıyor&amp;hellip; Buraya gelişinin &amp;uuml;st&amp;uuml;nden on dakika kadar bir s&amp;uuml;re ge&amp;ccedil;mişti ki, altında durduğu ağa&amp;ccedil; g&amp;ouml;vdesinin &amp;ouml;b&amp;uuml;r yanında yaşlı bir adam peyda oluverdi. Oraya daha ilk varışında başı yukarılarda, bir şeyler araştırmaktaydı. Kalın camlı g&amp;ouml;zl&amp;uuml;klerini...</description>
            <pubDate>Fri, 10 Jul 2009 12:36:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>HATIRALAR SİYAH-BEYAZ</title>
            <link>http://haspar.blogcu.com/hatiralar-siyah-beyaz_42797221.html</link>
            <guid>http://haspar.blogcu.com/hatiralar-siyah-beyaz_42797221.html</guid> 
            <description>&quot;Şaban &amp;Ccedil;uman'ın esiniyle&quot;Bir bakmışsınız, &amp;ccedil;ok&amp;ccedil;a h&amp;uuml;z&amp;uuml;n, ya da buruk sevin&amp;ccedil;leri y&amp;uuml;klenip teklifsiz gelivermişler onca yıl &amp;ouml;tesinden, saniyeler i&amp;ccedil;inde. O uzun yaşanmışlıklar, kısacık anlarda billurlaşmış.Anılar&amp;hellip; Gen&amp;ccedil;ler hayallerinin izini s&amp;uuml;redursun, hani yaşlıların zaman zaman sığındığı uzak, yakın hatıralar. Her ne kadar, mazimiz akraba ve dostların varlıklarıyla anlam kazansa da, hayatımıza &amp;ouml;telerden karışıp, hayal ve duygularımıza y&amp;ouml;n veren insanlar da olmuştur. Onlar, yaşantıları ve imrendiren meslekleriyle toplumun ilgisini &amp;ccedil;eken, tanınan kimselerdir. Eski fotoğraflarının yanı sıra, siyah beyaz sinema filmleriyle g&amp;uuml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;ze ulaşabilmiş, bir zamanlar g&amp;uuml;ndem oluşturmuş, sevgi ve hayranlığımızı kazanmış d&amp;uuml;ş &amp;uuml;lkesi insanları. S&amp;ouml;z&amp;uuml;n vardığı bu noktada, eski Yeşil&amp;ccedil;am filmleri ve bir&amp;ccedil;oğu sonsuzluğa uğurlanmış sinema yıldızları hakkında olacaktır bahis konumuz.Film m&amp;uuml;zikleri, oyuncuların &amp;ccedil;ınlayan, metalik tonlu seslendirilmeleri, fondaki İstanbul g&amp;ouml;r&amp;uuml;nt&amp;uuml;leri; hep birbirlerini andıran, yineleyen bir akış izlerdi. Jenerikte isimleri sunulan teknik ekip bile, neredeyse değişmeyen kadrosuyla izleyicilerin tanışıklığını kazanmış denilebilirdi. Oyuncunun akan kanı siyah g&amp;ouml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;r, klişe sahneler hafızalarda benzer hatırlayışlar uyandırırdı. Teknik yetersizlikler ve belli sınırları aşamayışlar, kısıtlı bir b&amp;uuml;t&amp;ccedil;eyi akla getirirdi. Ama g&amp;uuml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zden bakınca, o d&amp;ouml;nemler...</description>
            <pubDate>Sun, 10 May 2009 18:46:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>YAZMAK ÜSTÜNE DÜŞÜNCELER</title>
            <link>http://haspar.blogcu.com/yazmak-ustune-dusunceler_40869171.html</link>
            <guid>http://haspar.blogcu.com/yazmak-ustune-dusunceler_40869171.html</guid> 
            <description>&amp;ldquo;Ne i&amp;ccedil;timai mevkide, ne servette g&amp;ouml;z&amp;uuml;m var, tek ihtirasım g&amp;uuml;zel şiirler s&amp;ouml;ylemektir. Yery&amp;uuml;z&amp;uuml;nde t&amp;uuml;rk&amp;uuml;ler s&amp;ouml;ylemekle iktifa edeceğim.&amp;rdquo;G&amp;uuml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;z hayat şartları ve beşeri arzular bakımından d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;ld&amp;uuml;ğ&amp;uuml;nde, inanılması g&amp;uuml;&amp;ccedil; bir feragati dile getiren bu s&amp;ouml;zlerin sahibi, Cahit Sıtkı Tarancı&amp;rsquo;dır. B&amp;ouml;yle bir d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nceyi benimseyebilmek her ne kadar kalender bir g&amp;ouml;n&amp;uuml;l sahibi olmayı gerektiriyorsa da, sanat&amp;ccedil;ı duyarlılığının varabileceği nokta ancak burasıdır. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; sanat, varlık sebebini paranın kudretine değil yeteneğin gizem ve bereketine bor&amp;ccedil;ludur. &amp;nbsp;Farklı bir ruh hali, engin bir sabır, azim ve inan&amp;ccedil;tır yazmanın mayası. Harfler, kelimeler ve c&amp;uuml;mlelerin nabzını hissedebilmek, hayali yaşantılarına ortak olabilmektir. Hayatın sahiciliğine h&amp;uuml;lya değirmeninden su taşımaktır&amp;hellip; İnanmak ile kuşkudan kurtulamamak hallerinin bir t&amp;uuml;rl&amp;uuml; yenişememe ikilemini s&amp;uuml;rekli yaşamak, hep, iki arada kalmaktır. Zihinlerde belki bir ikinci defa belirmeyecek, duygularda tekrar yaşanmayacak olanların resimleştirilmesi, renklendirilmesi, seslendirilmesidir. Yazmak, &amp;ccedil;aresizliğin bile kalem g&amp;uuml;c&amp;uuml;ne nasıl yenik d&amp;uuml;ş&amp;uuml;r&amp;uuml;lebileceğinin g&amp;ouml;stergesi hatta ispatı olmuştur yeri geldiğinde. Bir &amp;ouml;yk&amp;uuml;s&amp;uuml;nde, yazmasam deli olacaktım c&amp;uuml;mlesiyle; sarıldığı son &amp;ccedil;areyi i&amp;ccedi...</description>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2009 11:11:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>MİM KONUSU</title>
            <link>http://haspar.blogcu.com/mim-konusu_40430701.html</link>
            <guid>http://haspar.blogcu.com/mim-konusu_40430701.html</guid> 
            <description>Değerli yazı dostlarımızdan H&amp;uuml;lya Hanım, sağ olsun, beni de&amp;nbsp;d&amp;uuml;ş&amp;uuml;ncelerinden ırak tutmayıp, mimlemiş. Blog sahasında teknik kullanım olarak fazla bir bilgi ve deneyimim yok. Kendi blogum da bu y&amp;uuml;zden sadece yazı sunumu vazifesi g&amp;ouml;ren bir arşiv alanı. Bu y&amp;uuml;zden mim konusundaki cevabımı acemice de olsa sunayım. Eksiklikler olursa affınıza sığınmak kaydıyle.&amp;nbsp;En &amp;ccedil;ok etkilendiğim kitap, Ali Ural'ın &quot;G&amp;uuml;neşimin &amp;Ouml;n&amp;uuml;nden &amp;Ccedil;ekil&quot; isimli deneme kitabıdır. Birbirlerinden bağımsız b&amp;ouml;l&amp;uuml;mler halinde kaleme alınmış bu yazılar, akıcı &amp;uuml;slubuyla g&amp;uuml;zel bir okuma tadı veriyor. Se&amp;ccedil;ilen konular, insanoğlunun pek farkında olamadığı değerler hakkında. D&amp;uuml;nya tarihinde etkili izler bırakmış olan&amp;nbsp;filozof, yazar, şair, bilim adamı ve siyaset&amp;ccedil;ilerin s&amp;ouml;z ve d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nceleri &amp;uuml;zerinden, manevi ve insani değerlerin &amp;ouml;nemi konu edilmiş.&amp;nbsp;O kadar ki, kitabı okuma s&amp;uuml;resince, maddi menfaatlerin g&amp;ouml;zden d&amp;uuml;şt&amp;uuml;ğ&amp;uuml; hissini kuvvetle algılıyor, benimsiyorsunuz...&amp;nbsp;...</description>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2009 11:21:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>YAHYA KEMAL BEYATLI</title>
            <link>http://haspar.blogcu.com/yahya-kemal-beyatli_37999801.html</link>
            <guid>http://haspar.blogcu.com/yahya-kemal-beyatli_37999801.html</guid> 
            <description>İbrahim Naci Bey, eve ait bir Kur&amp;rsquo;&amp;acirc;n-ı Kerim&amp;rsquo;in başına şu notu yazmış: &amp;ldquo;Mahdumum Ahmet Ag&amp;acirc;h&amp;rsquo;ın d&amp;uuml;nyaya geldiği tarihtir. 14 Sefer&amp;uuml;&amp;rsquo;l-hayr 1302, 20 Teşrinisani 1300 Salı g&amp;uuml;n&amp;uuml;, saat on bir bu&amp;ccedil;uk raddelerinde&amp;rdquo;. Miladi olarak 2 Aralık 1884&amp;prime;e karşılık gelen bu zaman dilimi, Yahya Kemal&amp;rsquo;i kazanışımızın ilk hatırası olarak edebiyat ve d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nce tarihimizde yerini almıştır.Şairimizin doğum yeri olan &amp;Uuml;sk&amp;uuml;p, Miladi 1392 senesinde Osmanlı topraklarına katılmış. Yıldırım Beyazıt tarafından fethedilen k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k bir kaleyle başlayan s&amp;uuml;re&amp;ccedil;, aynı padişah eliyle bu şehrin kuruluş safhası olarak devam ettirilmiş, sonraki yıllarda, II. Murat tarafından daha b&amp;uuml;y&amp;uuml;t&amp;uuml;lm&amp;uuml;ş&amp;hellip; &amp;Ccedil;ok erken yaşta ayrılmak durumunda kaldığı bu şehir, onun ruh ve fikir d&amp;uuml;nyasında &amp;ouml;nemli yer tutan iki temel unsurdan biridir. Yahya Kemal&amp;rsquo;in hem bu ilk vatanı ve hem de &amp;ccedil;ok sevdiği annesi Nakiye hanım, yazdığı hatıralarında b&amp;uuml;t&amp;uuml;n unutulmazlığıyla dile getirilmiş. &amp;Uuml;sk&amp;uuml;p&amp;rsquo;de teneff&amp;uuml;s ettiği manevi havayı, hatıratının kısa bir b&amp;ouml;l&amp;uuml;m&amp;uuml;nden, kendi anlatışıyla aktaralım;&amp;ldquo;O yaşlarımda ben, &amp;Uuml;sk&amp;uuml;p minarelerinden y&amp;uuml;kselen ezan seslerini duyarak, i&amp;ccedil;im bu seslerle dolarak yetişiyordum. Minarelerde ezan başladığı zaman evimizde ruhan&amp;icirc; bir sessizlik olurdu. Galiba &amp;Uuml;sk&amp;uuml;p&amp;rsquo;&amp;uuml;n sokaklarında da b&amp;ouml;yle bir r&amp;uuml;zg&amp;acirc;r dolaşır, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n şehri bir mabet s&amp;uuml;k&amp;ucirc;nu kaplardı. Yalnız ezan sesleri duyulurdu. Annemin dudakları ism-i cel&amp;acirc;lle kımıldardı. 1300 sene evvel, Hazret-i Muhammed&amp;rsquo;in Bil&amp;acirc;l-i Habeş&amp;icirc;&amp;rsquo;den dinlediği ezan, asırlarca sonra, bizim semamızda hem di...</description>
            <pubDate>Sun, 08 Mar 2009 13:49:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>GECENİN SONU</title>
            <link>http://haspar.blogcu.com/gecenin-sonu_34944381.html</link>
            <guid>http://haspar.blogcu.com/gecenin-sonu_34944381.html</guid> 
            <description>&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;İnsan olmanın temelini oluşturan değerlerden olduğu halde, g&amp;ouml;n&amp;uuml;llerde yitmiş gibi duran vicdanın sesi, R.Tayyip Erdoğan&amp;rsquo;ın s&amp;ouml;zlerinde nihayet yankısını buldu. Resmi kınamaların zayıf etkisini, haksızlığa isyan ciddiyetiyle telafi etti T&amp;uuml;rkiye. Filistin halkının acı ger&amp;ccedil;eğini, i&amp;ccedil;i yanan bir insan duyarlılığıyla d&amp;uuml;nyanın &amp;ouml;n&amp;uuml;ne bir kez daha koydu. Mazlumun yanında olup haklıyı savunmakla, g&amp;ouml;rmezden gelinen adaleti hatırlattı. &amp;Ccedil;aresizliğin yakıcı sızısını bir nebze de olsa, zulm&amp;uuml; lanetleme onuruyla hafifletti. &amp;nbsp;Davos&amp;rsquo;un resmi zemininde tarihe ge&amp;ccedil;en bu haklı tepki, bazı medya ve siyasi &amp;ccedil;evreler tarafından /beklenildiği gibi/ diplomasi &amp;ouml;l&amp;ccedil;eğinin hassas terazilerinde tartılıp, fevri bir davranış olara...</description>
            <pubDate>Fri, 30 Jan 2009 15:21:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Bir Veda Sızısı</title>
            <link>http://haspar.blogcu.com/bir-veda-sizisi_33221501.html</link>
            <guid>http://haspar.blogcu.com/bir-veda-sizisi_33221501.html</guid> 
            <description>Yazmasam, &amp;uuml;st&amp;uuml;mdeki vebale dahi layık olamayacağımı anladım. Rabbimizin, insan dışındaki diğer yaratıkları gibi, mazur g&amp;ouml;r&amp;uuml;lme seviyesine d&amp;uuml;şeceğim ger&amp;ccedil;eği sızlattı beynimi. Şimdiye kadar &amp;ccedil;aresizliğin verdiği suskunluğa teslim etmiştim beşeri aczimi. İ&amp;ccedil;imdeki &amp;ouml;fkeyi b&amp;uuml;y&amp;uuml;tmekle, &amp;uuml;st&amp;uuml;me d&amp;uuml;şeni yapmış sayıyordum. Hamdolsun ki b&amp;ouml;yle bir yanılgının yalancı tesellisi, ancak buraya kadarmış. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;Ccedil;ocuklar; d&amp;uuml;nyamızın sevgi mihveri, i&amp;ccedil;tenlik, saflık, masumiyet pırlantaları. Ne d&amp;uuml;şmanlık kavramından haberleri var ne de sinsi hasımlardan. Kendilerine y&amp;ouml;neltilen kahrolası namluları, cehennem f&amp;uuml;zelerini, &amp;uuml;stlerine salınan tankları ve u&amp;ccedil;akları korkutucu bulurlar; o kadar. O zalim kavmin, kıyamete kadar bitmeyecek nefretine bir anlam veremezler. Ne tehlikeye akıl erdirebilir, ne de ka&amp;ccedil;mayı becerebilirler. B&amp;uuml;t&amp;uuml;n &amp;ccedil;ocuklar,&amp;nbsp;d&amp;uuml;nyadaki t&amp;uuml;m yavrular istisnasız b&amp;ouml;yledirler, zalimler kabul etmese de.&amp;nbsp;...</description>
            <pubDate>Fri, 09 Jan 2009 13:50:00 +0200</pubDate>        
        </item>
        <atom:link href="http://haspar.blogcu.com/rss.php" rel="self" type="application/rss+xml" />
</channel>
</rss>