![]()
![]()
“Ne içtimai mevkide, ne servette gözüm var, tek ihtirasım güzel şiirler söylemektir. Yeryüzünde türküler söylemekle iktifa edeceğim.”
Günümüz hayat şartları ve beşeri arzular bakımından düşünüldüğünde, inanılması güç bir feragati dile getiren bu sözlerin sahibi, Cahit Sıtkı Tarancı’dır. Böyle bir düşünceyi benimseyebilmek her ne kadar kalender bir gönül sahibi olmayı gerektiriyorsa da, sanatçı duyarlılığının varabileceği nokta ancak burasıdır. Çünkü sanat, varlık sebebini paranın kudretine değil yeteneğin gizem ve bereketine borçludur.
Yazmak, çaresizliğin bile kalem gücüne nasıl yenik düşürülebileceğinin göstergesi hatta ispatı olmuştur yeri geldiğinde. Bir öyküsünde, yazmasam deli olacaktım cümlesiyle; sarıldığı son çareyi içtenlikle vurgulayan, bir yandan da içinde teselli barındıran bir söylemi dillendirmiştir Sait Faik. Ancak, isyanına kâğıt ve kalemini ortak edip, okurunu da bu olaya tanık tuttuğunda bir nebze huzur bulabilmiştir. Zaten bu hassasiyet nedeniyle kısıtlı bir gücün, cılız bir sesin, bir acizlik halinin inadına o soylu direnç kaleme gelebilmiştir. Başka türlü; doğruluktan, inançtan, insani değerlerden güç alan bir yazarın adaletten yana olan tutumu, nasıl bu denli hafızalarda yer edebilirdi? “Yazmasam” kaygısı yazarın gönlüne düşmese idi; bir dolu yaşanmışlık, unutulma ya da önemsenmeme gerçeğine nasıl bu kadar direnebilir, sayfaların geçmiş zaman aynasında, her okunuşta yeniden, nasıl canlanıverirdi?
Bir de bu aldanışlardan kendini uzak tutabilmiş insanlar vardır. Yazmaktan önce bilgeliğin hayat damarı olan okuma ve düşünmeyi ilkeleri arasına almış, ne yaptığını bilen kimselerdir onlar. Bir yazıda saklı olan ruhu, kendine özgülüğü ve yazarının cümlelere karışmış varlığını sezebilirler. Sadece doğru kullanılmış yazım kurallarının, bir edebi metne sıcaklık, hatta kişilik katamayacağının şuurundadırlar. Onlar yazının, yazı da onların dostlarıdır artık.